Aylin’n Ruyasi 2

O gun şanslı günüydü Aylin’in; kayınvalidesi nin pek işi yoktu ve çocuğa bakmak için zamanı olacaktı. Her gün aynı terane diye aklından geçirdi Aylin. Gerçektende her gün bir öncekinin fotokopisi gibiydi. Bulaşık, temizlik, çamaşır, alış veriş, çocuk bütün zamanını alıyordu, biri eksildiğinde ise yerine gelecek mutlaka birşeyler çıkıyor bütün zamanını alıyordu. Bazen oturmaya dahi vakti olmuyordu genç kadının. Bazı şeyleri hatırlamasa hepten unutmuş olacaktı, ama kafasında arada çakan şimşekler ona hatırlatmalarda bulunuyor, tekdüze hayatını kısada olsa canlandırıp kısa süreliğinede olsa canlandırıyordu genç kadını. Kocası, çocuğu ve kendisi bir düzen içinde yaşıyorlardı. Her ailede olabilecek, herkesin olması gerektiğini düşündüğü gibi bir hayatı vardı Aylin’in “her genç kadının rüyası.” Yaşadığı hayat herkesin olması gerektiğini düşündüğü gibi bir hayattı, ne mutluydu O’na. İnanamıyordu kendine….daha birkaç sene evvel bitirmemişmiy di üniversiteyi, genç kızlığı sanki dün gibiydi. Şimdiyse evli, çocukluydu. Bir iç geçirdi, ben ne yapıyorum dercesine salladı kafasını, gözleri kısa süreliğine kapanıp aralandı. Her günü kafasından hızla geçirdi; kalkış, kahvaltı, kocayı işe gönderme, çocuğu besleme, sofra toparlanması, sonra belki 5 dakika ara, temizlik, çamaşır, bulaşık, ve daha nice yapılan ve yapılması gereken ev işleri, kayınvalidesini ziyaret, bazende yaşadığı hayatın tam anlamıyla yaşanması gereken türden bir hayat olduğunu düşünerek onunla gurur duyan annesini ziyaret. Ne güzeldi herkesin yaşanması gereken türden bir hayatı yaşıyor olmam dedi kendi kendine. Bütün bunları yapmıyor olsaydım sanki ne yapacaktım diye geçirdi içinden. Artık bu soruya yanıt veremiyordu, kendini o kadar kaptırmıştıki yaşadığı hayata, istekleri, arzuları dipsiz bir kuyunun dibinde bir daha yüzeye çıkmayacakmışçasına kaybolup gitmişti. Allahtan başka hayat tarzlarını eleştirip yargılamıyorum diye geçirdi içinden, bu kadarı fazla olurdu. Kuyunun dibinde bırakmalımıydı arzu, istek ve geçmiş hayallerini. Arada çıkmalarını, geçmişte ne olduğunu hatırlatmalarını istedi kendine, ama bunu tam anlamıyla nasıl yapacağını bilemediği için şaşkın şaşkın baktı aynada kendine. Şu anda çalışıyor olmalıydı. Çocuk kayınvalidesindeydi, ve evde işleri olduğu için öyleydi. Çocuk evdeykende yapabilirdi yapacaklarını ama böylesi daha rahat olurdu. Ama kendini o an o kadar tembel hissediyordu ki! Kocası çocuk hala kayınvalidesindeyken gelirse belki, düşük te olsa bir olasılık bir macera yaşayabilirlerdi; bir seks macerası. Çok seyrek olmasada seks maceralarının süresi azalmış, oda yapması gereken işler listesine girmiş gibiydi; kocasını memnun etmek…Oysa o çok daha fazlasını istiyordu, tam bir macera, yarım yamalak, yapmış olmak için yapmak, yada olması gerektiği için değil, ama içinde artık bu sönmeyen, kavurucu ateşi söndürmek, ve söner sönmez tekrar yakıp, tekrar tekrar, kan ter içinde kalana kadar çılgıncasına sevişmek için. Yatağında, saçı başı karışmış, geceliğinin içerisinde o kadar güzeldiki genç kadın. Sanki birisiyle çılgıncasına sevişmiş gibi karmakarışıktı saçları, hatta bir an için sevişmenin sonundaki tatlı yorgunluğu bile hissetti bedeninde, ne kadar aslında yorgunluğunun nedeni bu olmasada. Hayat belk**e yapmak istediğin şeylerin değilde yapamadığın şeylerin bir bütünüdür dedi kendine. Belk**e insanları farklı yapan bu idi, isteklerini bilenler, istediklerini alanlar, ve istediklerini bilipte hayatın kıskacında kalıp, uzanıp istediğini alamayanlar diye geçirdi içinden. Sonrada kendini “ben mutluyum” diye telkin etti, sonrada “kime yalan söylüyorum, en azından kendime karşı dürüst olabilirim” diyerek buruşturdu yüzünü. Mutluda olsa, mutsuzda O’nun hayatıydı bu. Kendine kalsa yapacak birşeyi yoktu, böyle devam ediyordu hayat, daha bir çok insanın devam ettiği gibi. Bir şekilde yaşıyoruz, neslimizi devam ettiriyoruz, yiyoruz, içiyoruz, ve gelip geçiyoruz…zaten olması gerekende bu değilmiydi. Daha ne isteyebilirdi? Kocası hiçbir şeylerini eksik etmiyor, O’nu aldatmıyordu. Bunları düşünmek için hiç enerjim yok diye düşündü. Hava çok soğuktu, buda zaten az olan enerjisinin büyük kısmını alıp götürmüş, geriye bir tembellik bırakmıştı bedeninde. Ama sevişebilirim, o kadar enerjim var diye düşündü. Nasıl, nasıl bir senaryo olabilirdi??? Önce nasıl istediğine karar vermeliydi. Romantik bir akşamın sonunda, dinlendirici, soft bir müzik eşliğinde dans ederken öpüşmelerle başlayan yumuşak bir sevişmemi, yoksa içindeki vahşi hayvanı serbest bırakıp onun vahşiliğinin gereği yerine getirip, çılgıncasına ypılan sert bir sevişmemi istiyorum diye sordu kendine. İkiside O’na uygundu, ikiside farklı zamanlarda biribirinden daha zevkli olabilir diye düşündü. Şu anda kocasının eve gelip, kapıyı açar açmaz dudaklarına yapışıp, üstündekileri yırtarcasına çıkartıp onu delicesine sikmesini istedi. Bunu ne kadar hoşuna gideceğini düşündü. Ama kocasını bu ressimden çıkartıp bir başkasını yerleştirdiğnde de aynı duyguyu hissetti. Kocası düşüncelerini okuyamadığına göre sorun yoktu, zaten o anda orada da değildi, ve işten izin alıp, eve gelip O’nun la sevişmeside pek mümkün değildi. Bir uçakta olsaydı, nereye gittiği belli olmayan, yada herhangi bir yere giden, uzun bir yola. Tek başına….Yükseklerden uçarken, zayıf ışıklarının bulutları hafifçe aydınlattığı bir uçak. Bütün yolcuların uyanmayacasına uykuya daldığı, sadece motorlarının çıkardığı sesin belli belirsiz duyulduğu bir uçak. Sanki bir seks filminden kopyalanmış bir sahne gibi diye düşündü kendi kendine…..yada bir tren. Rayların üzerinde ilerlerken çıkardığı melodik ses, iyice kısılmış ışıkların içinde herkesin uyuduğu, ama sadece bir O’nun vede erkeğin uyumadığı bir vagon, yada sadece ikisinin olduğu bir tren restaurantı. Kaptırmıştı kendini bu fikre. Gülümsedi, ve nasıl devam etsem diye sordu kendi kendine. Örneğin, ne giymeliydi. Çok şatafata gerek yok dedi, resmiyeti sevmem. Bir kot pantolon, kazak ve botlar kafi gelir. Ya adam, o rolü kim oynayacak diye sordu kendi kendine. Beraber olmaktan zevk alacağı, o içine girdiğinde O’nu başka bir aleme götürüp, geçicide olsa O’na herşeyi unutturabilecek biri vardı aslında. Tren’de uyuyamam diye geçirdi içinden. Önce koyunu, sonrada kazağını üzerine geçirip çıktı odasından. Tren hafifçe yalpalandığı halde yürüdü restauranta. Herkes uyumuştu…Koridorların ışığıyla aydınlanan trenin yakın çevresinde hiç bir şey gözükmüyordu. Gözlerini sonuna kadar açıp bir şeyler görmeye çalışsada başarılı olamadı. Dışarısı soğuk olmalıydı, camlar buharlaşmış, görmeyi dahada zorlaştırıyordu. Saçşarını ellerinin tersiyle çabucak kazağının yakasından çıkartıp ilerledi restauranta doğru. Gecenin bu vaktinde restaurantta ne bulmayı bekliyordu? Ama sonuçta senaryo buydu. Restaurantta bir adam bulacaktı, yanlız, bir şeyler içip camı silerek dışarısını seyretmeye çalışan, canı sıkılmış, uyku tutmamış ve Aylin’i eğlendirmeye gönüllü olabilecek biri. Üstümü değiştirsemmi acaba diye düşündü Aylin, daha çekici, daha azdırıcı birşeyle olmazmı diye geçirdi içinden. Beli pilili, eteği dizlerinin üzerinde, bol, siyah bir elbise giydi hemen kafasında. Bacaklarına siyah külotlu çoraplarıyla topuklu siyah ayakkabılarını geçirdi restauranta girerken. Sanki matem tutuyorum diye geçirdi kafasından, ama değiştirmeyede üşendi. Raylar üzerinde hafifçe sarsılan trende O’da hafifçe yalpalayarak girdi restauranta. Girer girmez göz geçirdi ama kimseyi göremedi. Sadece köşede, ışıktan uzak kalmış bir masada, bir sigara ateşi yandı söndü, ve bir duman bulutu ışığa doğru yayıldı. Garsonu yada, bir başka görevliyi ararcasına baktı etrafına Aylin ama gecenin bu saatinde zaten beklenti içinde olduğu şey bir şeyler yemek değildi. İlerleyip cam kenarına oturdu. Kafasındada ne yapacağını bilemedi. Dirseklerini masanın üzerine koyup ellerini yüzünün önünde birleştirip, sigara ateşinin ışığının geldiği yöne arada bakışlarmı fırlatmalıydı. Yoksa bacak bacak üzerine atıp hiç oralı olmadan adamın gelip O’nunla tanışmasınımı beklemeliydi, yoksa insiyatif alıp bunu kendimi yapmalıydı. Sonuncusu olamazdı. Bu adamın ateşini söndürebilir, daha uzak kalıp ne kadar ulaşılmaz olursam o kadar daha iyi olabilir diye düşündü. Adamın şu anda kalp atışları hızlanmaya başlamalı, ve içindeki o vahşi hayvan kafesin kapısını zorlamaya bşlamalı diye içinden geçirip gülümsedi. Hemen düşüncesinde kendine siyah bir çanta yapıp çıkardı. Çantayı açıp çıkardı sigarasını. Paketten 1 tane çıkartıp koydu dudaklarının arasına, ama ne çakmak ne de kibrit ekledi çantada sahip olduklarına. Bir kaç saniye çantasında ateş aradıktan sonra baktı biraz evvel sigara dumanının geldiği yöne. Tekrar harlandı sigaranın ateşi. Adam şimdi gelip yakmalıydı sigarasını, ve geldikten sonra geri gitmeyip oturmalıydı masasına. İç gıcıklayıcı, tahrik edici bir parfüm sürdü kafsında boynuna ve göğüslerine, bu o kadar davetkar bir koku olmalıydıki bir koklayan bir daha yanından ayrılmamalıydı. Adam yavaşça kalktı, ve çıktı karanlığın içinden. Orta yaşlı bir adam yerleştirdi sahneye. Kel kafalı, gözlüklü, iyi yapılı, spor giyimli bir adam. Siyah balıkçı yaka kazağı, kot pantolonu, spor ayakkabılarıyla gayet rahat görünümlü bir adam. Çakmağı uzatınca Aylin’de dudaklarıyla uzattı sigarasını. Gerçek hayatta olsa bir öksürük krizine girmesi içten bile değildi. Aylin’ nin sigarasını yaktıktan sonra konuştu adam.

“İyi akşamlar.” Aylin gülümseyerek yanıt verdi adamın selamına “sizede.” Adam gülümsedi. Aslında uzanıp kadının yanığını okşayabilir, gözlerinin içine bakıp, kendini onu öpmekten alamayabilirdi, ama bu çok çabuk olurdu. O’nu azırabildiğim kadar azdırmalı, o vahşi hayvanı kafesin kapısını kırabilecek noktaya getirmeliyim diye düşündü Aylin.
“Oturmazmısınız?” dediğinde sanki adam bu soruyu bekliyormuşçasına çekti sandalyeyi ve yerleşti genç kadının karşısına. Aylin gülümserken ağzının kenarındaki kıvrımın belirginleşmesine özen gösterdi, ve mutlaka gamzemi farketmeli diye düşündü. Adamın bu kıvrımlara gözü takıldı.
“Six hang istasyondan bindiniz trene?” diye sordu genç kadın. “Uzun zamandır trendeyim, nereden bindiğimide hatırlamıyorum” diye yanıtladı adam. “Zaten bunun da pek önemi yok. Tren hiç durmaz, restauranta’da gelen pek olmaz. Sizin burada olmanız benim için sürpriz oldu. Ya siz, siz hangi istasyondan bindiniz?” Kadın bir nefes çekti sigarasından, ve kuvvetli bir şekilde savurdu dumanını. “Bugün, bugün kendi hayal istasyonumdan bindim trene, ve bir kaç saatliğine seyahat etmeyi planlıyorum sizinle” diye yanıtladı. Adamda bir şaşırmışlık belirtisi yoktu, tam aksine gülümseyip devam etti; “demek bu sizin hayal treniniz, ve bende sizin bir hayal ürününüzüm.” Gülümsedi genç kadın sigarasını işaret parmağıyla orta parmağının arasında tutarken yanıtladı ” Evet, bu trende sende benim bir hayal ürünümsünüz, aslında ben ne istersen siz onu yapacaksınız, burada, hayalimde geçirdiğiniz zamanı bana istediğimi yaparak geri ödeyeceksiniz.” Adam gülümsedi. “Bu aslında o kadarda kötü değil. Tam aksine, bana yapacağınız dürüst istekleri yerine getirmek benim için bir zevk.” diye karşılık verdi adam. Aylin kendini post modern, sembolik, o seyretmesi imkansız, ağır, psikolojik, psikiyatrik filmlerden birinin içindeymiş gibi hissetti.

“Kokumu alıyormusun?” diye sordu adama. Adam yavaşça kalktı yerinden, herşey yavaş olmalı burada diye geçirdi Aylin kafasından. Adam masanın etrafından dolaşıp gelirken döndü Aylin sandalyesiyle adama doğru. Bacak bacak üzerine atmış, bir elinde sigarası, diğer koluyla desteklerken baktı adama gülümseyerek. “Ne düşünüyorsun?” diye sordu adama. “Bu sanki sabah beni uyandırmak için çalan bir alarm zili. Ama sadece bilincimi değil, içimde saklı olan ve her zaman uyanmayan bir başkasını da uyandıran bir alarm gibi. Daha önce şahit olmadığım, başkasının yapamadığı bir uyanış var içimde. Kalbimden fırlayıp çıkmak, ve seni bir lokmada yutmak isteyen biri var içimde.” Aylin gülümsedi, hayvan uyanıyor diye geçirdi içinden. Üsteki ayağını bir aşağı bir yukarı salladı, ve bir nefes daha çekti sigarasından. “Sence ne yapmalısın?” diye sordu adama. Adam yavaşça yaklaştı Aylin’e, kadın hayalinde ayakkabısını çıkartıp uzattı ayağını ona yaklaşan adamı durdurmak için, yüzüne bakıp gülümsedi “tekmeliyormu kapıları?” Adam yavaşça yanıtladı “evet, ama hiç bir kafesin kapısının dayanabileceğini sanmıyorum” diye yanıtladı. Aylin’in gülümsemesinin yerini bir şevhet ifadesi aldı “benimk**e öyle, ama benim kapılarım daha sağlam” diye yanıtladı kadın. Ayağıyla araladı karşısında ayakta duran adamın bacaklarını. Yavaşça, bir aşağı, bir yukarı ayağıyla okşadı adamın bacaklarını yüzündeki şevhet ifadesiyle, adamın yüzündeki ifadeyi gözünden kaçırmadan. Sonra yavaşça ulaştı adamın bacaklarının arasına ayağıyla, hafifçe bastırıp daireler çizdi adamın aletinde. Bir iç geçirip biraz daha bastırdı ve güzelmi diye sorarcasına başını biraz yana eğip gülümsedi. Adamda kendini bastırınca yumuşakça, canını yakmadan itti adamı. “Acele yok şampiyon! Son durağa daha çok var.” Hayalinde geçirdi ayakkabısını ayağına ve bacağını kaldırdı ötekisinin üzerinden. Adamın kalp atışları sanki içindeki hayvanın kapıyı tekmelemesinin sesiydi, yavaşça yukarı çekti eteğini Aylin, ve işaret parmağıyla adama gel gel yaptı. Adam iyice yaklaşında diz çöktürdü adamı bacaklarının arasında. Önce yavaşça bastı adamın omuzuna, sonra yine yavaşça bacağını boynuna dolayıp çekti adamın yüzünü o tatlı noktaya. Adam dünyadaki en nadide çiçeği koklarcasına çekti Aylin’nin kokusunu içine. İyice, hem hayalinde hemde reelde iyice ıslanmıştı kadının çiçeği. Başını arkaya atıp, elleriyle kavrayıp çekti adamın kafasını bacaklarının arasına. Adam koklamaya devam etti o mükemmel, nadide çiçeği. Mesafe kalmasada, bacaklarından tutup yapıştırdı dudaklarını bir çeşmeden su içmek istercesine. Hem adam çekti Aylini kendine hemde Aylin dahada yapıştırdı bacaklarının arasını adamın dudaklarına. “İç, iç beni” diye fısıldadı. Aylin’nin nefesi sıklaştı, ve zevkten her kasılıp kendini arkaya attığında adam dahada yapıştırdı kendinikadının bacaklarının arasına. “Yırt, yırt” diye fısıldayabildi Aylin….adam yavaşça kavradı kadının külotlu çorabını, ve büyük sayılabilecek bir çaba ile büyük bir delik açtı çorabında. Artık bütün ihtişamıyla karşısındaydı o çiçek. Önce bir kaç saniye süzdü çiçeği adam hafifçe masaj yaparken tam o noktaya. Kadın biraz kendine gelir gibi oldukça adam yaklaştırdı dilini kadının çiçeğine. “Çok güzel, çok güzel” diye fısıldadı adam “çok güzel kokuyor, ve çok tatlı ” diyerek yumuldu Aylin’nin çiçeğine. Önce yavaş, nazik dil darbeleriyle, sonrasındaysa hem dilini hemde dudaklarını kullanarak sevdi kadının çiçeğini. Aylin’nin gözleri faltaşı gibi açılıp, kasıldıkça sıklaştırdı adam dil darbelerini. Adam kadının bacaklarını kavrayıp itti hafifçe geriye, ve çıkardı kadının ikinci çiçeğini bütün güzelliğiyle “yala” diye inledi kadın “yala beni….yala, hem amımı, hem götümü, yala beni, yala” diye fısıldadı kadın nefes nefese. Adam bir tempo tutturdu diliyle. Önce iyice sulanan çiçeği iyice yalayıp sularını içiyor, sonrada diliyle arka çiçeğe masaj yapıp onu ıslatıyor, bu aradada Aylin’i deli ediyordu…Kadın uzanıp tuttu adamın kafasını durdurmak istercesinie. Nefes nefese, çekip oturttu adamı yanına, başı dönmüş, kafasını zor tutuyordu yukarıda, gözler bir kapanıp açılıyor, nefesini toparlamaya çalışıyordu. Yavaşça ensesinden tutup çekti adamı dudaklarına. Bir eli ensesinde, dudakları dudaklarında, öteki eliyle uzandı adamın bacaklarının arasına. Açtı femuarını ve daldırdı elini içeriye. Başarılı olamayınca ayrıldı dudaklarından adamın ve iki elini kullanarak çıkardı adamın adamın aletini dışarıya. Büyük, kalın bir alet yerleştirmişti hayaline. İki eliyle, yavaşça sıvazlarken süzdü adamın aletini “Ağzım sulandı” dedi, sonra bir an hayalinde bile olsa garipsedi söylediğini ama umursamadı ve tekrarlayıp eğildi adamın aletine. Öpmeden önce yavaşça tükürüp ıslattı, sonra aşağı yukarı sıvazladı, biraz daha ıslatıp dahada kayganlaştırdı, ve sıvazlamaya devam etti. Sonra yavaşça öptü kafasını, ağzından çıkartmadan, sandalyeden inip diz çöktü adamın önünde, dahada aşağıya çekti pantalonunu. Ağzından çıkartmadan bir eli şaftında, diğeri toplarında hem masaj yapıp hemde öperek adamı çıldırtmaya, vahşi hayvanın tekmelerini sıklaştırıp kapıyı kırdırmaya çalışıyordu. Adamın kalp atışları hızlanıyor, aletini tutarken atan nabzını hissediyordu. Adamın aleti büyüdükçe arada ağzından çıkartıp hızlı hızlı sıvazlarken adamın reaksiyonunu görmek, daha delirip delirmediğini anlamak için yüzüne bakıyor, sonra tekrar deli gibi üzerine eğilip emmeye başlıyordu. Adam kasılıyor, kendini geriye atıp tekrar kasılıp, sanki elektroşoka marus kalmışçasına titriyordu. Hızla yerinden kalkıp, masaya eğildi kadın; “yala, yala beni” adam Aylinin arkasında diz çöktü, kalçalarını hafifçe ayırıp daldırdı dilini çiçeklerin derinliğine. Kadını deli gibi yaladıkça Aylinin kalçaları adamın dilinde bir aşağı bir yukarı dans etti, her dil darbesinde kadın dahada itti kalçalarını adamın suratına, dahada bastırdı. “Sik….sik beni aşkım, sik sik artık beni” Adam yavaşça doğruldu genç kadının arkasında. Hemen herşeyi çıkarttı Aylin hayalinde. Adam kalın aletini tutup yavaşça yönlendirdi genç kadının kukusuna. Ve yavaşça girerken kadın uzunca bir iç geçirip gömdü yüzünü masanın üzerine. Adam önce haraketsiz kaldı, genç kadın yavaşça, adamın haraket etmesini istercesine itti kalçalarını ve sonra yavaşça çekti; “hadi, hadi aşkım, sik beni sik beni” diye fısıldarken adam kadının sularının kokusunu çekti içine. Sonra yavaşça, kalçalarından tutup çekmeye başladı kendine. Bir yandan kalçalarından çekiyor diğer yandan itip aletini çiçeğin derinliklerine yerleştiriyordu. Adam Aylin’in arkasında tempo tutarken dahada dağıldı genç kadının, saçları, gözleri kapandı, aralandı, nefesi dahada sıklaştı. Adam arada çıkıyor, Aylin oyuncağı alınmış bir çocuk gibi debelenip “yapmaaaa, çıkmaaaa, sik beni, sik daha sert sik” diye fısıldayınca tekrar giriyor ve tempo tutuyordu. Adam Aylin’in kalçalarından daha hızlı çekiyor, ve bir arabanın motor pistonu gibi aletini kukusuna daldırıp çekiyordu. Daha hızlı, daha hızlı. Vücutlarının biribirine çarparken, piston çiçeğe girip çıkarken çıkan sesler trenin raylar üzerinde giderken çıkarttığı sesle, makinistin düdüğünün sesine karışıyor, sanki Aylin’le adamın delicesine sikişmesini bir bayram, festival havasına sokup kutlama yapıyordu. Aylin hayalinde adamı dahada hızlandırdı, bu pozisyonda adamınki içinde sanki dahada büyüyor, azmanlaşıyor, kukusunu yırtıyordu. “Devam et, aşkım, bas, bas bana, sik beni” diye cesaret veriyor, adamda onun dediğini iki etmeyip kalçalarından tutup köklüyordu Aylin’e. “Kapı kırıldı, kapı kırıldı” diye inledi Aylin, “geliyorum, geliyorum, geliyorum, durma, durma aşkım, sik beni, ben gelene kadar, haydi sik sik sik” dedikçe adam pompalayıp hızlandırdı pistonu. En sonunda uzun ve kenskin bir düdük duyuldu ve Aylin nefesi bir kaç saniyeliğine durup, vücudu sarsıntılar geçirirken dahada hızlandı adam. İki hayvanda artık inlerinden çıkmış, varoluşlarını ele geçirmişti. İkiside sarsıldı tren düdüğünün eşliğinde….Aylin uzun süre su altında kaldıktan sonra dışarı çıkmış gibi aniden nefes almaya başladı yatağında. Eli hala bacaklarının arasında…Doğruldu, baktı aynada kendine. Bu işte çok farklıydı diye düşündü parmaklarını saçlarının arasında gezdirirken. Sonra yatağa baktı, çeşmenin suyuyla sırılsıklam olmuştu, önce somurttu sonra gülümsedi. Haydi Aylin iş başına.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir